İş anıları

Babam

Anlatmayı çok istedim. Vakti geldi galiba. Anılarım beni yoruyor artık.

Hayalimde iki tane babam var.

Çocukluğumdaki babam, benim idolüm. Ona duyduğum sevginin içinde güven, onur, rahatlık var.

Kopuk kopuk sahneler hatırlıyorum: Sobalı bir oturma odamız vardı, sokak kapısının açılma sesini duyunca nasıl koşardım ona. Kendi odamda yatardım, sonra da sabahları uyanınca (gece hiç gitmezdim) onların yatağında göbeğinin üzerine atlardım, sonra da kalırdım üstünde, inmezdim. Bir arap bülbülümüz vardı (evet evet kapkara), evin içinde serbest bırakırdık onu, yorganın altında ondan saklanmaca oynardık, üstümüze konup kafamızı çıkarmamızı beklerdi. Başka bir dönemde bahçede bir bilge kedim vardı, Mestan, onu gizlice eve almamı görmezlikten gelirdi. Annem hiç acı yiyemezdi, benim de yememi istemezdi, masada o görmeden verirdi bana. Yazın eve erken geldiği zamanlarda arabanın kapısını kilitlemezdi (52 Chevrolet), yalnız başıma gidip direksiyon başında otururdum.

Hep dokunmak isterdim ben babama. Böyle işte..

 

 

 

 

 

 

 

Bunlar 50’li yıllar. 60’ların başı. İlkokul zamanları.

Sonra yatılı okul yılları geldi.

Şehirlerarası telefon yazdırılırdı o zamanlar. Okulda (o kasvetli Saint Benoit’dan bahsediyorum) hafta sonları İdare’den çağırırlardı beni telefonun var diye. Ben gelinceye kadar hat açık, bekliyorlar ha. Oturma odasından sokak kapısına koşar gibi koşardım o telefona.

Beyoğlu’unda bir Hacı Salih vardı. Bir gelişinde babam onlara peşin para vermiş. Oğlum gelsin istediğini yesin demiş. Cumartesi öğlene doğru çıkardık okuldan. Ben doğru oraya. Yatılı yıllarımda orada ne yemekler yemişimdir.

Sonra..

21 yaşındaydım, Annem öldü, 3-4 gün içinde.

Kaldık ikimiz.

Fransa’da okuyordum, İstanbul Hukuk’a aldık. Moda’da bir evimiz vardı zaten, okul yıllarında orada yaşıyordum. Babam da işlerini ayarladıkça ara ara Antakya’dan gelip kalıyor. Babamın katı alışkanlıkları vardı, akşam belli saatte yemek yenecek, sonra haberleri dinleyecek. Tuhaf gelirdi, zorlanırdım ama uymaya çalışırdım.

Hukuku bitirdim, avukatlık stajımı yaptım, okulda asistanlığa başladım. İyi kötü bir işim, gelirim var. İşte o zaman en büyük karşı karşıya geliş yaşandı. ‘Baba, bir ilişkim var, ben evlenmeyi düşünüyorum’ dedim. O da ‘ikimiz yalnızız, böyle kalmalıyız’ dedi.

Dinlemedim onu. Ve çocukluğumun büyüsü o zaman bozuldu.

Büyük bir hata yaptım, orta yolu bulmak istedim, Moda’da üçümüz birlikte yaşayalım dedim. Burnumuzdan geldi.

Çıktık evden. Babamı yalnız bıraktık. O da bize rest çekti.

Hemen peşinden berbat bir kadınla evlendi. Yıllarca konuşmadık.

7 yıl sonra oğlum doğdu. Barıştık güya ama hiç doğru dürüst olmadı. Hep bir mesafe. Hep bir kırgınlık.

Birgün eşi telefon etti, hastaneye kaldırdık diye. Hemen koştum. Yoğun bakımda ama bilinci yerindeydi. Beni görünce başını çevirdi. Sonra komaya girdi, 26 gün sonra, 11 Eylül 2001’de öldü.

Küs öldü.

İki erkek yetişkinliği beceremedik biz.

Annem gittikten sonra olmadı.

Zor adamdı. Huysuz adamdı. Geçimsiz adamdı. Belki de onu gerçekten bir tek ben sevmiştim.

Ben hâlâ şurada onunlayım

“Babam” üzerine 4 yorum

  1. Dilay dedi ki:

    Buradakinden çok daha fazlasının yazılmasını bekliyor gibi ebeveynleriniz fotoğrafların anlattıklarına bakınca…

  2. Şükrü dedi ki:

    “İki erkek yetişkinliği beceremedik biz.” Ne güzel bir söz. Her erkek babası ile sanırım buna benzer bir kopuş yaşıyor.

  3. Buket dedi ki:

    Güzel ama daha da yazılacak şey var . Hacı Salih!!! anlaşılıyor gurme taşların ilk dizilişi. Ve evet yetişkinliği beceremeyen erkekler her evde :)))teşekkürler paylaştığın için

  4. Elif Şimşek dedi ki:

    Ah şu ebeveynler, bazıları babanız gibi; kendinin bir uzantısı sanıyor evladını ve kendi hayatına mahkum etmek istiyor Sonrası ise hüsran oluyor. Biliyor musunuz, bu durum bende (belki de tuhaf bir şekilde) üzüntü hissi yaratmıyor. Hissettiğim, sadece tanımsız bir burukluk.

Yorumunuz var mı?