Tevazu mağrurluk mu?

34 yıl içinde karşılaştığım, artık adlarını bile hatırlamadığım yöneticileri gözümün önünden geçiriyorum da.. En kolay hatırlananlar megalomanlar. Bir karikatür kadar abartılıydılar ama inanır mısınız hepsi de işinde başarılıydı (Allah özel hayatındakilere kuvvet versin). Onların hemen arkasından ‘insancıllar’ geliyor ve mesele orada zaten.

Alt versiyonları: Tuttuklarına gizli hâmilik yapanlar, abi stayla davrananlar, kapım açık diye tutturanlar, bütün gece kendi konuşsa da departmanıyla yemeğe çıkanlar.. Hep anlamaya çalışmışımdır nedir bunların itici gücü diye (saik sözü daha yakışıyor ya neyse).

İşte bu ‘gönül insanları’ için bir açıklamam var: Karşıt tepki kurma (reaction-formation). Bu bir savunma mekanizması aslında. Kaygı yaratan bir duygunun benimsenmesi. Bilinçsiz inkâr. Buna ‘ego savunması’ da deniyor. Yöneticinin, başarısız olma ihtimalinden doğan kabul edilemez kaygısının tevazuya dönüşmesi. Muhtemelen egosantrik bir ‘statükosunu koruma’ dürtüsünün zorladığı, koşullara gönüllü uyum. ‘O kadar sevilmeye layığım ki, siz de benim için çalışın.’

Psikolojik yanı beni ilgilendirmiyor ama yönetim ilişkilerindeki sonucuyla çok ilgileniyorum. Ona kişisel düşüncemi söyleyebilseydim ‘anlaşılıyor yapma’ derdim.

Çocuğuyla zorlama arkadaş olmaya çalışan anne-babalar gibi. Kimse bu kadar yüce bir yönetici beklemiyor. Dozunda gururu da kabul ederler merak etmeyin.

Yorumunuz var mı?