Asistanlık anılarım

Yıl 1980. Hukuk yüksek lisansı yeni bitmiş. Avukatlık stajı tamam. Asistanlığı aklına koymuş genç bir adam. Kürsü umurumda değil (evet efendim böyle derdik, bölüm falan bilmem ben), yeter ki birisi olsun.

Mezun olduğum Üniversite dışında bir yerden kuşlar haber getirdi, bir hoca asistan arıyormuş. İlan milan yok, etrafa haber verme usulüyle. Tanımıyorum, olsun. Gayet uydurma bir görüşme yaptık, hemen tamam dedi. Hatta atama kararını bile bekleme dedi, yapılacak işler varmış. Önüme kitabının baskı öncesi tashih edilecek (söylememe lüzum var mı, düzeltme) fasiküllerini koydu.

Tuhaf bir insandı. Kelimeyi bilerek kullandım, tuhaf. Bir saplantı şeklinde kitap yazardı. Sanıyorum yazdığını hiç okumuyordu. Hani filmlerde gazeteyi baskıya yetiştirmek için telaş olur. Son kelime yazılıp kağıt daktilodan çekerek çıkarılır, oradan doğru baskıya.

Bizde de bana!

Odasından çıkmıyordu, sürekli yazıyordu. Hatta galiba yemeğini çalışma masasında yiyordu. Birgün beni eve çağırmıştı, yazdıklarımı vereceğim hemen okumaya başlarsın diye. Gittim, bitmemiş. Otur bekle azıcık dedi. Bekledim, o bölümü o sırada yazdı ve verdi. Sıcak sıcak.

Sınav dönemlerinde gözetmenlik sırasında tashih yaptığımı hatırlarım. Artık refleks olmuştu düzeltmek, başka ders kitaplarında yazım hatalarını görüyordum.

Birgün bana dedi ki, derse gidemeyeceğim, bu bölümü yazmam lazım, sen git şuradan şuraya anlat. Sonra adet oldu, o dönem hep ben anlatmıştım.

Hoca yazıyordu.

Bir buçuk sene böyle sürdü.

Sonunda ben hiç niyetim yokken -kendime göre başka gerekçelerle de- avukatlığa başladım. Şimdi düşünüyorum da, hocama veda ettiğim ânı hatırlamıyorum. Galiba öyle bir şey olmadı, çok meşguldü.

O dönemle o kadar alâkam kalmamıştı ki, çok sonraları duydum, hoca da bir süre sonra ölmüş.

Acaba yetiştirmeye mi çalışıyordu?