Kriz

Peçetede diyordu ki, kriz yönetimiyle ilgili bize somut bir şeyler söyleyin. Kılavuz gibi sayalım onu.

Klasik sözler etmem. Nasihat vermem. Flu konuşmam.

En iyisi ben size hints and tips yapayım (ipucu ve öneriler yani).

Önce etimo. Kriz -> krei -> elekten geçirme -> ayrım yapma -> normal gidişattan sapma -> âniden ortaya çıkan bozukluk.

İlk püf noktası; kriz olanla olmayanı ayırt etmek. Bir sürü şey aslında kriz görünümlü sorun. Mesela kurum içindeki iki yöneticinin kavgasının altlara yayılması ve departman savaşları. Yanlış bir işe almadan o departmanın çökmesi. O ay satış bütçesinin çok gerisinde kalmak. Tamam, hepsi önemli ama kılıcı çekip dalarsanız, belli bir zayiatla toparlanır.

Ama buna karşılık, adı konmamış bitmeyen devalüasyon.. siyasi bir deprem.. savaşlar.. sürpriz mevzuat.. borsa paniği.. işte bunlara kriz derim.

İkincisi; analiz iyi hoş da, bir yere kadar. Vaka yeri incelemesi şart. Dinlemek, dinlemek.. Gerçek insanlara doğru sorular.. Tepede iki adet kalkık antenle.

Üçüncüsü; Çabuk! İsterse yanlış olsun, çabuk karar verin. Krizin en ayırıcı özelliği bu, hiç gecikme toleransı olmaması. Risk büyükse, birazcık zaman kazandıracak kararlar olabilir: Durdur, beklet, dondur. Ama dikkat, bunlar çözüm değil, sadece bir es zamanı. Devamında asıl karar gelmeli.

Dördüncüsü; finansal ve İK’sal manevralar. Likide dön, borç öde/ertele/önceliklendir, masrafları kıs.. Kilit adamlarını belirle, küçül.. malûm meseleler.

Ve en önemlisi, beşinci püf noktası; hasar tespiti, hemen arkasından da nasıl gerekiyorsa öyle değişim. Habitat, bir kırılma şeklinde değişmiş olabilir. Müşteri davranışları değişmiş olabilir. İçerideki süreçlerin değişmesi gerekebilir. Kadroda değişimler gerekebilir. Bunlar hep kriz yönetiminin parçası.

Krizin kelime kökeni elekten geçirmeymiş ya.. tutunun işte. İşin özü bu.