Gömülü beden dili II

Farklı bir yazı formu deniyorum bu defa.

Hem füzyon, hem köşe yazılarının hani şu kısa kısa ‘söyle kaç’ları gibi.

Gömülü beden dilinin fikir annesi çok katkıda bulundu ama adını gizli tutmak istedi; peki. Aşağıdaki düşünceleri o tetikledi ama.

Bir de Virginia Woolf var yazının birçok yerinde.

BEDENLER BİRER KABUK

“Kimse içindeki gerçek hissi taşımıyor bedeninde”.

Çünkü artık imajlarımız için mönüler var; önce yakışanı seçiyoruz. Üstelik yayımlanıyor. Sürekli bir on air hali. Beğenmiyorlar.. linç ediyorlar.. alay ediyorlar..

İşte önce ekmeklerin bozulduğu yer orası. Yeni yaşamlarımızın çok kolaylaştırdığı sevilmemeler, dışlanmalar.

“(…) kişinin kendini değersiz olarak kabullenmesi çok kaygı verici bir durum olduğundan bunu hem bastırır, hem yansıtma yoluyla hor görmeyi kendinden başkasına yöneltir. (…) bu önyargılı durum, aslında kendisinin de farkında olmadığı, yıpranmış olan egosunu tamir etmektir. Kişiliğin derinlerinde yatan bu gereksinim, kolay kolay ortadan kalkmayacağı için değişmez.” (Adorno/Frenkel-Brunswik/Levinson/Sanford, The authoritarian personality, 1950).

İçimizdeki saldırganın meşru savaş alanı yok. İş ortamlarında olur böyle şeyler diye kaçamazsınız. Evin içinden siyasete kadar aynı sebep-sonuç.

Füzyon arkadaşım şöyle ifade etmiş: Sınırlarını bilmeyen birisinin radarına girmek ve zarar görmek..

BEDEN NE DİYOR, İÇİM NE DİYOR

İçimizdeki tiyatroyu duydunuz mu?

Ajzen (1991) der ki, “insanlar davranışlarının sonuçları hakkında önceden düşünürler, seçtikleri bir sonuca ulaşmak için bir karara varırlar ve bu kararı uygularlar”. Yani oynarız. Elimizden geldiği kadar öngörerek yaşamı kontrol altına almaya uğraşırız.

İstekli-soğuk. Ümitli-korkak. Cesur-kaygılı. Uyumlu-dirençli. Sahibi, davranışını planlarken içiyle itişmektedir.

Bu da gömülü beden dilinin çelişkiler versiyonu. Saldırganlık yerine masum çırpınışlar.

Bunlar hep sızıntı yapan bastırılmışlıklar.
Hayattan yenen dayaklara kızgınlıklar.
Korkular.
Yaşamak için stratejiler.
Deneme yanılmayla yol aramalar.
Savunma mekanizmalarına yenilmeler.
Yalan ama gerçekler.

Yorumunuz var mı?