Home office üzerine

Bu bir tür anı yazısı. 2001’den beri yaşam tarzımda kendi yaptıklarımı düşünerek çıktı.

İş ortamı, bilişsel faaliyete uygun değil. Sanki, ne yapalım da şu insanların düşünme yetilerini felç edelim demişler. Ofiste gayet güzel mekanik işler yapılır ama -rahatsız edilmeden çalışma imtiyazınız yoksa- entelektüel faaliyet olmaz. Bir defa önsözümüzü şuraya koyalım.

Evet, evde ne yazık ki yalnızlık var. Birisine doğru dürüst bir şeyi anlatmak yok, onu şöyle odaklanarak dinleyebilmek yok, ortamın ruhunu yaşamak yok, duygu etkileşimi yok, hayatın akışını gözlemlemek yok.

Evde çalışırken, değeri ölçülemeyecek kadar beni mutlu edenleri de net biliyorum: Ayağımı uzatmak, arada belki küçük kestirmeler, mutlak sakin bir kafa (ne fikirler yaratıyorum öyle) ve yolda harcamaktan kurtardığım hediye gibi bir zaman.

Evdeki en zor şey mi? Çalışma öncesi, randıman alıncaya kadar gayet güzel vakit kaybedilir. Rölanti bazen uzar da uzar. Canı başlamak istemez insanın. En zoru bu. Ama bir de kaptırdınız mı, yemeği tuvaleti falan ertelersiniz. İş çıkar iş.

Ha bu arada kesin bilgi, çocuklu evde olmaz. Parka gidin daha iyi.

Bunun dışında fantezi sahnelere girmeyeceğim; öyle yanda kedi hırıltısı, ayak dibinde köpek falan. Eşya, oda, ortam, dekor, manzara.. bunlar teknik ayrıntı. Halledersiniz.

Sonsöz: Home office, gelecektir. Olması gerekendir. Aklın yoludur. Verimdir. Yaratıcılıktır. 

Tecrite değer.