Hard İK

İşyerinde flört kurumu ilgilendirir mi?

Önce ders anlatmam lazım. Kısa. Bunu anlamadan olmaz.

Politika (politikus) kavramının içinde ‘polis’ (bourg = kent/şehir devleti) vardır. ‘Orada yaşayan vatandaşlara ait olan’ demektir. Yani tecrit edilmiş bir ortamın yaşam kuralları.

TDK da zaten buna çok paralel olarak “düşünce yapısı, davranış biçimi” diyor.

Şimdi anahtar cümleyi patlatıyorum: Kurumların da, kendi seçtikleri (şehir devletler kadar özgün ve yaşamsal) davranış biçimleri/politikaları olabilir.

Mesela asla hediye vermemek ve çalışanların da kabul etmemesi bir politikadır.

Yöneticilerle çalışanların aynı masalarda yanyana yemek yemesi bir politikadır.

Unvanlara göre otopark yeri ayırmak ya da ayırmamak bir politikadır.

Çalışma saatlerine uymayı kimlik okutarak izlemek bir politikadır.

Kıyafet yönetmelikleri başlı başına bir politikadır.

Vee..

Flört edenlerin nasıl karşılanacağı da bir politikadır.

Hiç ilgilenilmeyebilir.

Ya da sadece ast-üst durumunda ne yapılacağı önceden belirlenebilir. Bölümleri değiştirilebilir, birisi istifa etmek zorunda kalabilir.

Benim ne düşündüğüm bu durumda hiç önemli değil (gene de söyleyeyim, ast-üst unvanlı sevgililer ya da eşler kurum için gerçekten isabetli olmayabilir).

Sonuç: Politikaları isterseniz bir ‘sosyal kontrat’ gibi kabul edin. Baştan açıksa, biliniyorsa artık vardır.

Bir kent devlette insanlar politikalara ne kadar uymak zorundaysa, bir kurumda da o kadar önemlidir.

Demek ki kurum içi özel yaşam biçimleri diye bir şey varmış ve -hukukun sınırlarını zorlamadıkça- çok da sorgulanmaması gerekirmiş.

Hard İK

Ne zaman İK Blogger’ı sayılırsınız?

Mantık silsilesi içinde gideceğim. Acele etmeden düşünerek okuyun. Çok öz yazacağım (performansımı zorlayacağım). Her bir sözcük önemlidir. Okumak zorlayıcı olabilir. Hadi.. bir cebir formülü gibi kabul edin.

Adım I: Blogger ya da İK’cı olmak, ayrıştırıcı birer niteliktir. Yani bu özellikler bir grubun üyesi olmak için yeterlidir.

Adım II: Kağıtçıbaşı’na göre (*), “bir kalabalığın grup sayılabilmesi için ortak amaçlar, ortak normlar ve kendilerini bir grup olarak hissetmeleri koşulları ileri sürülmüştür. Asgari koşul ise etkileşimdir.”

Adım III: İK blogger’larının ortak amacı mesleki evrimleridir. Kişisel amaçları ise, işkolu kapsamında kişisel ya da kurumsal sorunlara çözüm arayışlardır.

Adım IV: İK blogger’larının ortak normları daolmak zorunda. Henüz oturmamış olabilir ama şu anda o aşamadayız. Mesela blogların pazarlama amaçlı olmaması. Mesela en az birkaç günde bir yazı yazılması. Mesela bilimsellik etiği (gerekçelendirme, kaynak gösterme, araştırma).

Sonuç: Blogger’ların bundan sonraki davranışları normları, normlar yeni davranışları yaratacak. Bu ortak davranışlar etkileşimi artıracak. Bu etkileşiminin içindekiler aktif İK blogger’ı olacak.

Oldu mu?

(*) Günümüzde İnsan ve İnsanlar (Sosyal Psikolojiye Giriş), Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, 12. basım, 2010. Sh. 284

Hard İK

Mazlum İK’cılar

Kurumlar İK’cısını ararken olayı kurbağayı öpecek prense döndürüyor.

İşi almak isteyen adaylar da, kendilerinden beklenenleri dolgu söz kabul edip dinlemiyor.

Sonrasında acemi genç evlilerinki gibi ilişki şoku yaşanmaya başlıyor: Ucu açık taleplerle, kifayetsiz küçük dünyaların yüz yüzeliği!

Bu iletişim kazasından en olumsuz etkilenen İK’nın imajı ve ekmeğini kazanmaya çalışan birkaç masum insan. İK’nın, her kurumun içindeki misyonunu açıklığa kavuşturmak lazım. Bu misyon, iki uç arasındaki yelpazededir: özlük işleri sorumluluğu ile üst düzey stratejistlik.

Pragmatik sonuç: prensi unutun, yelpazenin üzerindeki doğru yerdeki İK’cınızı bulun.

Hard İK

Mutlaka bir başarı tüyosu isteyenlere

Bir zamanlar kilit pozisyonlarda, ismi herkes tarafından bilinen bazı kişileri yakından tanırdım. Şimdi uzaktan bakınca karikatür gibi geliyorlar ama onlar birer başarı öyküsüydü.

Mesela birisi düpedüz dış görünüşü ve teknoloji bilgisiyle demodeydi. Çok çalışırdı ama yavaştı. Bu kadar üst düzeyde olduğu halde onaysız adım atmazdı ve çok önemli bir özelliği vardı: sadıktı. Bütün beceriksizliğini mutlak bağlılığı dengelerdi. Bir başkası insan ilişkilerinde berbattı. Sistemsizdi. Darmadağınık çalışırdı; ne prosedür bilirdi, ne yönetim tekniği. Ama deli gibi inisiyatif kullanırdı. İş bitirirdi. Para kazandırırdı.

Bunları düşündüğüm zaman benden basit başarı formülü isteyenlere “Bir olumlu özelliğinizi çok keskinleştirin ki, öteki olumsuzluklarınızı taşısın” diyorum.

Hard İK

Duygu önden akıl arkadan koşar

Duygusal zihin, akılcı zihinden çok daha hızlıdır. Tepkisi, hızlı ve savruktur. Bu hız, analitik düşünmeye imkan tanımaz. Büyük ihtimal evrim içinde hayatta kalmak için anında karar verme zorunluğundan doğmuştur. Bu hızlı algılama, hız uğruna isabetliliği feda eder. Duygunun çağrışımlarında ‘neden-sonuç’ yoktur, ‘hayır’ yoktur.

Böyle zamanlarda akılcı zihin, duygusal zihni mutlak doğru kabul eder ve ona ters düşen hiçbir delili  hesaba katmaz. Ancak duygular daha uzun süre içimizde kalırsa ruh halleri olarak devam ederler ve artık ilk andaki gibi davranışları etkileyemezler (Daniel Goleman, Duygusal Zeka, 1995). İşte bu, kavga-tartışma anlarını neden atlatmak gerektiğini açıklıyor.