Performans paradigmalarım

Paradigma, birikimdir. Dip toplamdır. Baştan söylüyorum; aşağıdakiler sadece benim geçmişimdir.

Şimdi tez-antitez ilerleyelim.

**

Performansı ölçmek şart, yoksa iyiyi kötüyü nasıl ayırt edeceğiz?

Değil. Yönetim diye bir şey var. Performans, yönetim tekniklerinin varoluş sebebidir, sebebi de çözümü oradadır.

Aslında herkesin performansını gayet güzel biliyoruz. Görmek isteyene, kötü olan saklanamaz. Ölçmeyi beklemek, gecikmek demek. Hayatın akışı içinde düzelterek gidilmeli, olmuyorsa da olmuyordur.

**

Performans iyi ölçülemiyorsa, yöntem yanlıştır. 

Ölçülemiyorsa, kültür engeldir. O kültür izin vermedikçe, onunla dokusu uyuşmayan hiçbir şey yapılamaz. Her şeyin anahtarı o.

**

Objektif bir ölçme yöntemi geliştirilmeli.

İnsan olan yerde objektiflik olamaz. Tüm tutum kuramları bunu söyler. Eşyanın doğasına terstir. Bilişsel süreç sübjektiftir. İşin içinde yazılım ve algoritmalar olmadıkça, objektif bir yöntem asla olmayacak.

**

Prim sistemleri motive eder; prim için performansı ölçmek gerekli. 

Prim sistemi birçok işe uymaz. Prim demek, satış demek. Zaten hep satışçıların tekelinde olmuştur, İK’ya bırakmazlar. Bırakınız onları kendi hallerine.

**

Müşteri odaklılığı sağlamak için müşteri geri bildirimlerini almak zorundayız. O da bir çeşit performans ölçme yöntemi.

Doğru. O çok önemli ve ayrı bir konu. Sırf müşteri ilişkisi olan işlere özgü bir ölçme sistemi geliştirmek lazım.

**

Operasyon kalitesi, dolaylı olarak müşteriye yansır. Onun için müşteri ilişkileri olmasa bile performanslarını ölçmek zorundayız. 

Operasyonun performansı demek, süreç demek. Süreci geliştirdikçe operasyon iyileşir. Endüstri mühendislerinin terimiyle söyleyeyim: Operasyon, iş ve zaman etüdüyle ölçülür.

**

Sonsöz: Performans ölçme konusu, İK için Midas’ın kuyusudur. 

Yorumunuz var mı?