Son eğitimim

2010 Ekim..

O yıl meslek hayatımdaki 30’uncu yılımdı.

Bir süredir eğitmenliğe nasıl bir final yapsam diye düşünüyordum.

Kendi kendime sessiz bir jübile.

Blog fikrim daha yok. Twitter’a -meğer başlamama çok az kalmış ama- daha sarmamışım. Türkiye’de TED konuşmaları yaygınlaşmamış, gayet ilgimi çekiyor.. sırf ona odaklansam nasıl bir şey olur diye aklımdan geçiyor.  ‘Interim management’ olabilir mi diye düşünüyorum, iddialı bir İK projesinde mesela.

Tam bu sırada rahmetli Şule Tanju aradı. Sevdiğim bir dostumdu.

Birkaç yıldır büyük bir yabancı bankada İnsan Kaynakları Grup Müdürüydü. Önemli bir projem var, seninle yapmak istiyorum dedi.

Şube müdürlerinin yönetici olarak gelişimini ihmal ediyoruz, onlar için çok özgün bir şey tasarla dedi.

Şahane! Büyük bir zevkle. Jübileyi erteliyorum.

Epeyi uğraştım. Pilot şubelerde hem müdürlerle, hem çalışanlarla görüştüm. Ortaya, içime sinen bir şey çıktı. Bilenler anlayacaktır, bu bir ‘ters yüz’ eğitimdi. Anekdotlar toplamıştım. Bazısı bire bir, bazısının üzerinde biraz oynanmış. Epizotlar halinde akıyordu eğitim. Önce gözlerinde o durumu canlandırıyordum, sonra sohbet başlıyordu, sonunda ben ‘beklenen yönetici davranışını’ ya da o koşullarda uygulamaları gereken tekniği gerekçesiyle anlatıyordum.

Bankalarda şube müdürü dediğiniz, eğitime en zor getirilen insan. Çoğu en son yıllar önce eğitim almış, hatırlamıyor bile. Açıkça yüzüme söyleyenler oldu, konsantre olamam ben, aklım başka yerde, son defasında zaten çok sıkılmıştım, beni affeder misiniz diye.

Şule kararlıydı. Senin reklamını ilk gruplar yapacak, yürü sen, arkandayım, getireceğim onları sana derdi.

2010 Kasım’ında eğitimlere başladık.

3 ya da 4 grup yapmıştık galiba. Yıl sonu yaklaşıyordu, kısa bir ara verelim dediler. Bilançolar bağlanacaktı.

Şule lösemiydi. Çok mücadele etmiş, iyileşir gibi olmuştu. 2011 yılbaşını Amerikan hastanesinde ikinci evim dediği odasında geçirmişti gene.

2 Ocak 2011’de onu kaybettik.

Aylar sürecek planlanmış eğitimlerimiz vardı daha. O acayip yağmurlu 4 Ocak’da, cenazesinin kalktığı Levent’teki caminin avlusunda, içimden ona söz verdim, senin anına tamamlayacağım bu işi Şule dedim.

Bir iki hafta falan sonraydı. Bir sabah gene erkenden Bankanın Mecidiyeköy’deki eğitim merkezine gittim. Bomboş. Hiç kimse yok. Orada her şeyle ilgilenen görevli bir adam vardı, bugüne eğitim görünmüyor bendeki haftalık planda dedi. Eğitim Müdürlüğüne telefon ettik, bir uzman kız, ‘özür dileriz hocam, eğitimler iptal edildi, size haber vermeyi unutmuşuz’ dedi.

Afalladım. Kısa bir süre toparlayamadım kafamı.

Ne yapayım bu saatte dedim. Öylesine İstinye Park geldi aklıma. Yeniden Gayrettepe’deki otoparka döndüm, arabayı aldım.

AVM yeni açılıyordu.

Sinemada Inarritu’nun Biutiful’u vardı.

Bilet aldım.

Sırt çantamdaki çoğaltılmış ders notlarını gişenin hemen oradaki çöp kutusuna attım.

Ve eğitimcilik kariyerimin jübilesini, ajandamdaki bir ders saatında Javier Bardem’le yapmış oldum.

 

Bir Yorum

  1. Çok güzel yazmışsınız Ahmet bey,
    Gözyaşları içinde okudum.
    Şule’mizin ablasıyım. Hayatımız ondan sonra hep eksik kaldı. Keşke sizin projeniz yürüyebilseydi.
    Ellerinize , yüreğinize sağlık.
    Sağlıcakla kalın,
    Alev Balta

    Cevapla

Yorumunuz var mı?