Acaba bu defa nereden çıkacak?

90’ların başı. Bir bankada İK yöneticisiyim.

İcra kurulu gibi bir üst organizasyonel yapı vardı: İş kollarının en tepesindekilerden oluşan -bir nevi başkan yardımcısı- 3 kişi (bu arada birisi öldü, çok severdim, Allah rahmet eylesin) ve genel müdür.

Her hafta toplanırlar, strateji tartışırlardı. Bu arada, konusuna göre, zaman zaman da ilgili GMY’yi ‘yukarı’ çağırırlardı.

Yine böyle birgün o meşum çağrının üzerine çıktım. Giderken gündemi falan bilmiyorum. Oturmuşlar engizisyon heyeti gibi. İlk salvo geldi (bilmek isterseniz yaylım ateşi ya da âni atak demektir): ‘Son bir-iki ayda hangi bankalardan adam aldık? Tam sayıları ne? Ağırlıklı olan banka var mı?

Allahım ya Rabbim, ayda 50-60 giriş var, tek tek ben nasıl hatırlayayım? Yaklaşık bir şey sallasam sakat. Tahminen bir şeyler dedim. Suratlar asık, net değil ya, tatmin olmadılar.

Haydi çıkarırsın bir sürü istatistik.

Başka seferlerinde -hatırladığım- şu soru çıktı: ‘Yeni alınan müdürlerden birinin önceki bankasındaki kıdemi ne kadar?‘ Bizim istatistiğe bir boyut daha eklendi; dağılım yetmez, kırılıma da giriyoruz. Ve ben her gün ezberliyorum.

Sonra aylar-yıllar derken olay iyice koptu: Şu kişinin referansı kimdi? Öbürüne niye bu unvanı verdik? O müdürün işe aldığı uzmanı sen de gördün mü? Neden şu güzergahta servis koymadık? Şubeden geç çıkanlar yemek meselesini ne yapıyor? Şu hatırlı müşterimizin çocuğunun cv’sine baktın mı, ne diyelim? Hatta şu soru bile gelmişti: O şubeye gelen müşteriler arabasını nereye park edebilir?

Sonunda benim takibe aldığım veriler öyle bir boyuta ulaştı ki, departmanda bir kişi neredeyse günde birkaç saat bununla uğraşıyordu, ben de her sabah erkenden oturup onları çalışıyordum. O gün tahtaya kalkma ihtimaline karşı teneffüste son bir inekleyen çocuk gibi, kendi kendime her sabah raporu okuduktan sonra kapatıp sayıları tekrarlıyordum.

2014’de Deloitte, küresel İK raporunda, yeni İK ölçerek yapılır dediğinde, kendi kendime içimden koparak ‘evet çok iyi biliyorum canım’ demiştim.

Hâlâ o günlerin muhakemesini yaparım. Tabi ki soracaklar, işleri bu. Ve ben tabi ki bilmek durumundaydım, görevim bu.

İyi de nereye kadar? Hadi bazı önemli güncel verileri öngörmeye ve aklımda tutmaya çalışayım.

Ya dipnottan sorarlarsa?

Bence Pazartesi sendromu bu sorunun içinde işte.

Bu Yazıya Bir Cevap Yazın