Fiyatlama ince iştir

Hızlı zamanlarımdı. Ayda 20 gün eğitim falan. Yıllık proje anlaşmalar yapardık. Su başını tutmuş önemli eğitim müdürleri vardı.. karar vericiler.

Bahsettiğim sevdiğim birisiydi, daha doğrusu ilginç bulduğum. İşyerinde odasının bir duvarı tavana kadar model arabalardı. İşi gücü bırakır marka model konuşurduk. İkimizin de favorisi Peugeot’nun bir coupe’siydi (507 miydi neydi, unuttum şimdi, 20 sene oldu).

Maliyet hiç konuşulmazdı. Bankanın bir rayici vardı ve gayet de uygundu.

Sonra yıllar geçti. 2001 fırtınası geldi. O başka bir bankaya geçti. Hiç tarzı olmayan bir yerdi. Birgün beni çağırdı gene, bir projesi varmış. Anlattı anlattı.. sonra sana iyi bir günlük bedel veremem şimdilik sesini çıkarma dedi.

Başladık. İş zahmetli. Enerjimi alıp götürüyor. Epeyi dayandım. Sanırım üst yönetime bir şeyler kanıtlamaya çalışıyordu. Bakın en iyi eğitimi nasıl ucuza alıyorum mudur nedir..

Sıkılmaya başladım. Nereye kadar dedim. Birgün uzunca bir sms yazdım (evet.. vatzap daha icat edilmemişti). Bu meseleyi halletmelisin, böyle sürdürmek istemiyorum falan gibi bir şey.

Hiç cevap vermedi. Onun yerine eğitimleri kesti. Benimle bir daha hiç konuşmadı.

Hayatta değil şimdi.

Bunu çok düşündüm. Boyun eğmeli miydim? Ucuz mucuz devam etmeli miydim?

Vardığım sonuç şu: İlişkilerden arındırılmış bir kurum değilsem, fiyatlama gerçekten durumsal. Bir standartı da olmalı ama çılgınlıklar yapabilmeliyim. Karşılıklı tam özgürlük.. Keynesvâri bir denge bu.

Yalnız kovboyluğun, butikliğin, kişisel kalitenin, piyasa dalgalanmalarının, ilişkilerin, keyfimin, işin niteliğinin, her şeyin dengelendiği nokta bu esneklik.

Hayat hiçbir taraf için proforma değil.

İnce ayarsız tatlar kaçıyor.

Bir Yorum

Yorumunuz var mı?