Bilinmeyen kadın

Sert kızdı.

Ona neler diyen olmamıştı ki; sevimsiz, itici, kaba, ulaşılmaz, hatta deli. En kızdığı da ‘erkek gibi’ sözüydü. Hepsi ağzının payını almıştı ama.

Çocukluğunda da böyleydi. Annesi bıkmıştı artık diğer çocukların annelerinin şikayetinden, umursamıyordu. Ben cezalandırırım onu deyip kendi işine bakıyordu.

Severdi kendini. En çok da içini özgür bırakışını. Kimseye düşmanlığı yoktu. İnsanların girmesi yasak bir alanı vardı sadece. Yaklaştırmamakla kalmaz, cesaret edenleri kafasındaki sınırın dışına kadar kovalardı.

Bir tür sanal ağaç evinde yaşıyordu ve hiç kimse hak etmiyordu orayı görmeyi.

Onun hayata tutunması böyleydi.

Zekiydi. Babası ona akıllı kızım derdi. Çok severdi babasını. Artık yaşlanmışlardı, annesiyle sürekli yazlıkta kalıyorlardı, pek göremiyordu onları.

Sosyal medyada çoğu takipçisi hemen kaçardı. Bir avuç okuyanı da fazla bulaşmazdı. Sanki onların takip etmesine izin verirdi: ‘Zararsızlar canını sıkmadıkça kalabilir.’

Birkaç defa sevgilileri olmuştu. Büyük bir zevkle kaçırmıştı hepsini. Onlardan bir yerde bahsederken ‘erken yaşam formları’ derdi.

Geçenlerde bir şey oldu.

Grupça bir yerdeydiler. Zorla gitmişti, bir kız arkadaşının ısrarlarıyla. Üniversiteden hayal meyal hatırladığı bir çocuk vardı grupta.

Kimdi bu pısırık diye düşündü, sonra gecenin kalanında unuttu onu. Ne diye uğraşacaktı ki hatırlamak için, kimse kim.

Formundaydı gene o gece. Kırdı geçirdi. Canı ne istediyse ortaya söyledi. Beach gülleri dedi. Anlamadığınız şeyi beğenin geçin e mi dedi. Adını bilmediği bir kızla, hayalindeki iş ne ki diye ciddi konuşur gibi dalga geçti.

Bir ara fark etti, masanın öteki ucundan pısırık eğilmiş ona bakıyordu.

Vakit kaybıydı bu, boğuluyorum dedi içinden. Kimseye söylemeden sessizce kalkıp gitmeyi düşündü.

Biraz daha dayandı, sonra yakınındaki birkaç kişiye usulen bir şeyler geveledi, onu çağıran kıza gözüyle kaçıyorum dedi.

Gidiyordu. Tam mekanın kapısındayken bir ses. Bir baktı: Pısırık! Arkasından koşmuş.

‘Hadi yarın akşam bu kalabalıklar olmadan bir yere gidelim, nasılsa sosyal medyada bir yerlerde varsındır, bulurum seni, yeri bana bırak.’

Oo, tam kendi tarzı.

Beklemediği yerden.

Bir şey demedi, gülümseyerek duyulur duyulmaz bir ‘iyi’ çıktı ağzından.

Ondan korkmamış ha?

Talep net. Çözümü de yanında.

‘Pısırığın tipi fena değil, niye yalnız ki bu?’ diye düşündü.

Ertesi akşam buluşacakları yere giderken çok içinden geldi dudaklarına parlatıcı sürmek. Uzun zamandır bunu yapmamıştı.

Dikkatli, yavaşça yaptı. Başka makyaj yok.

Tam yaz gecelik bir çiçeklisi vardı, onu giydi. Bir de en sevdiği sandaletlerini.

Çıkarken geri döndü, bedenini yarı eğerek yan yan kapının önündeki boy aynasına baktı.

Çok iyi tanıdığı ama o güne kadar kimseyle tanıştırmadığı bir kadın vardı aynada.

Kapıyı yavaşça çekti çıktı.

 

 

Yorumunuz var mı?