Şekersiz yaşamak

Bir yıldır hayatımda doğrudan şeker yok (dolaylı, başka şeyden dönüşen şekerler başka). Bu kadar şekerle çevrilmiş bir yaşamda bu yaptığım ilgi çekiyor.

‘Anlat biraz nasıl yaptın’ diyenler çok oldu. Çekindim açıkçası, bir iddiam yok çünkü.

Hayatımda hiç diyet yapmadım. Sağlık sohbetleri ilgi alanıma girmez; ‘sana mı düştü’ dedim.

Ama madem ki istiyorsunuz:) Peki.. bu da bir anıdır sonuçta. Anlatıyorum.

2-3 yıldır, seyrek olarak yoklayan kalp atışı hızlanmalarım var. Kafama uyan doktorum, tam benim anlayacağım dilde tedavi hedefleri koydu önüme (nasıl yapacağıma karışmadan): Kan değerlerini düzelt, kilonu azalt. Bir yıl da süre verdi.

Böyle konuşsun, canımı yisin. Bunlar benim KPI’larım, sonuçlar da kişisel performans hedeflerim oldu.

Bir nevi proje. Ne yapar Ahmet? Önce yöntem araştırır. İlk defa o zaman Karatay neden bahsediyor diye düşündüm. Meğerse bir sürü kitabı varmış. Erişkin bir İK’cı olarak, -ön bilgi hazırlığı için- hepsini aldım (bu arada gereksizmiş, çünkü hepsi aynı şeyi söylüyor).

Araştırmış birisi olarak önemle vurgulamam gerekir ki, bu Karatay’ın buluşu değil. Tıbbi bir bilginin olağan gelişimi. Belki gelecekteki normal tıp bilgisinin erken aşamaları. 

Size şimdi o kitaplarda altını çizdiğim yerlerden alıntılar yapayım:

• Moleküler tıp dalları, kilo almanın hücresel ve biyokimyasal nedenleri konusunda, klasik görüşü değiştiren yeni kavramlar ortaya çıkarmıştır.

• Bu klasik bir diyet değildir, yol gösterici bir kılavuzdur.

• İşin bütün sırrı, vücutta depolanan yağın, uzun süre yüksek kalan kandaki fazla şekerden geliyor olması. Bunu yapan da insülin hormonu.

• Yemekten 4-5 saat sonra (ara öğün olmamak şartıyla) salgılanan leptin hormonu depolanmış yağları yakar.

• Dolayısıyla kilit kavramlar, ‘insülin ve leptin direnci’. Birinin düşmemesi, ötekinin çıkmaması.

• İnsülini, şeker ve karbonhidratlar tetikler.

• Glisemik indeks (Gİ), herhangi bir yiyeceğin içindeki karbonhidrat miktarı ölçeğidir. Hedef düşük Gİ’li yiyecekler yemektir.

• Proteinlerin Gİ’si sıfırdır (et, balık, yumurta, peynir..). Sebzelerin kimisi sıfır, kimisi az, kimisi ortadır. Baklagiller ve kuruyemişler ortanın altındadır. Meyveler orta ve ortanın üstüdür.

• Pilav, makarna, patates, ekmek, bal ve tüm şekerlerin Gİ’si maksimumdur.

• Yapay tatlandırıcılar da şeker etkisi yapar.

• Doğal olan (doymuş, hayvansal) yağlar ve zeytin/fındık yağı zararlı değildir.

• A, D, E, K vitaminlerinin çok önemli rolü vardır. Özellikle D3’ün eksikliğinin takip edilmesi gerekir.

• Yağ, kan kolesterolünü yükseltmez. Kolesterol, düşman değil dosttur.

• Yüksek kolesterolün yiyeceklerle bir alakası yoktur. Kolesterol ilaçları (uç vakalar dışında) fayda sağlamaz.

• Kuruyemişler kilo aldırmaz.

Sonuç..

Ben aslında müthiş bir şey yapmadım. Sadece bilgi edindim, düşüncelerimi yeniden oluşturdum, bir yaşam şeklinden ötekine geçtim. O kadar.

Zorluk, baştaki anlama süreciydi. Ders çalışmak gibi. Öyle eksik püksük bilgiyle olmaz. Anlatabilecek kadar bilmek lazım. Ama hayatta bir defa edinilecek bir bilgi bu. Ondan sonra sürekli ‘anlık muhakemeler’le sürdürülebilir.

Mesela kahve zincirlerinde yiyecek vitrininde tek bir şey bulamazsınız. Alır kahvenizi oturursunuz. Olur böyle şeyler

Kahvaltılarda çok zorlanırsınız.

Az meyve yerken keyfiniz kaçabilir.

Makarna, pilav, börek, ekmek fanatiklerini kesin bozar.

Ama ucunu bir yakaladınız mı, kendiliğinden gider.

Aç kalmak yok. ‘Yeni’ yiyecekleriniz sonsuz yaratıcılığa açık. Lezzet ise, gani gani.

Onun için geçiş aşaması zor, devamı çok kolay.

 

Yorumunuz var mı?