Bir kara öykü

1999

Esentepe’de bir villa ofisim var. İşlerim iyi sayılır. Eğitimlerimi orada yapıyordum. Müşterilerle yıllık anlaşmalar yapıyorduk; mesela bir bankanın tüm yönetmenleri. 2 günlük, onlara göre yönetim eğitimleri tasarlıyorum, bir numune yapıyoruz, ilk katılan grup onaylıyor, sonra her defasında 14-15 kişi tüm hafta sonunu bizim orada geçiriyor. Bütün banka derken bu böyle 1-1,5 yıl sürüyor.

Açık büfe gibi bir masa hazırlıyoruz, öğlenleri kendi sandviçlerini yapıyorlardı. Bahçeye açılan bir salonumuz vardı, katlanan kapıları açardık, bazen bahçe kedisi de derse girer ortada yatardı.

Birgün mal sahibemiz kapıyı çaldı. Malum hikaye. Oğlu işsizmiş, benim orayı lokanta yapacakmış, çıkaymışım.

Yer aramaya başladık. Bulduk. Daha doğrusu emlakçı buldu. Kandilli’de. 2 katlı bir apartman. Bahçesi var. Alt katta yalnız başına yaşlı ev sahibimiz yaşıyor. Emekli bir uzak yol kaptanı. Maket falan yapıyor. Berduş gibi bir adamdı. Bakımsız, ot bürümüş bahçede bir akşamcı masası vardı. Çocukları Amerika’ya göçmüş. Çok sevdim adamı.

Evin içinde ne istersen yap dedi, istediğin gibi bahçeyi de kullan. Al dükkan senin yani.

Çok bakım istiyordu. Tamam dedim.. orijinal bir yer. Rahatsız olacak komşular yok, biz gene hafta sonu eğitim ritüellerimize devam ederiz.

Emlakçının komisyonu 3.500$ tuttu. Ödendi. Boyacı, elektrikçi, hepsi girdiler eve.

Bir sabah boyacı telefon etti, abi birileri geldi bizi kovdu diye. Kırarız bacaklarınızı demişler. Gitmem ben oraya dedi. Kaptan amcayı aradım, bir tuhaf gizemli konuşmalar: “Hiç önemli değil, devam edin sorun yok” diyor hâlâ.

Arkasından tanımadığım bir telefon. Müteahhitmiş. Binayı satın almak istiyormuş, bizimki satmıyormuş.  Müteahhit de ona ambargo koymuş; her gelen kiracıyı kovuyormuş. Yaşlı adamı bir nevi enterne etmiş. Telefonda bana ‘orada oturmayacaksın, pişman olursun’ dedi. Kiracısızlığa ve parasızlığa mahkum etmiş onu. Çocuklar babalarına sat evi gel yanımıza diyorlarmış, gelmeyince onlar da karışmaz olmuş.

Gördüm resmi bir anda.

Müteahhit bunu başka kiracılara da yapmış. Ne emlakçı, ne kaptan amca bana söylemediler.

İki gün düşündüm. Zor bir karardı.

Sonra yok dedim, Allahın mafyasıyla uğraşamam. Yapabileceği kötülüğün sonu yok. Çok kolay. Emlakçıya döndüm, geri vermem komisyonu, o durum beni ilgilendirmez dedi. Bir sürü tartışma itişme.

Sonuç ne mi oldu?

Tüm ödediklerim gitti. Ben başka yer buldum. Kaptan da yalnız hayatına devam etti.

Yıllar sonra oradan geçerken baktım ev harabe. Hiç hayat belirtisi yok. Birkaç komşunun kapısını çaldım, biliyor musunuz diye.

Birisi dedi ki, bir meczup ihtiyar vardı, ölmüş evde, günler sonra fark ettik.

O ev hâlâ boş. 

Bir Yorum

Yorumunuz var mı?