Bir tweet’in arkası

Ne kadar söylersen söyle anlamıyorsa, aslında o sana bir şey söylüyordur. Sen anlamıyorsun!

Bir sağ kolum vardı. Sağlam kızdı. Diplomatikti; konuşarak insan tavlardı. Zekiydi; durumu kavrar, davranışını ayarlardı. Ben de çok yoğun bir iş dönemimdeydim. Dağılmak üzereydim. Üzerime sorunlar yağdıkça, yapabildiğimi yapar, yetişemeyeceğimi post-it’lere yazar onun PC ekranının (o zamanlar laptop yoktu) kenarına yapıştırırdım. Neredeyse boş yer kalmazdı. Ama bazı işler gene de gecikirdi. Kızardım. Bir daha yazardım. Birgün patladık. Fena bağrıştık. Çok yüklenmiştim. Yetişemeyeceğini düşünemiyordum. Gecikmeleri, hatta bilerek ihmalleri bana bunu söylemek istemesiydi. Stresim (mazeretim?) vardı, görmek istememiştim.

İyi yazarım. Hele kısa ve öz ise. Eskiden sms’di, şimdi tweet. Ne diyeceksem o. Tam kelimeleriyle. Bu yeteneğimi hep kullandım. Önemli ve tatsız konuların bu yolla kenarından dolanmaya kalktım. O ânı yüz yüze yaşamak istemiyorsam, yazardım net bir-iki cümle. Hem diyeceğimi eksiksiz demiş olurdum, hem durumdan kaçardım. Ama o zaman da başka bir şey oldu: İlişkiler koptu. Küskünlükler, kızgınlıklar, nefretler, konuşulmayan suçlamalar.. çünkü kısacık yazılar o olayın önemine yetmiyordu. Küsmek, bunu söyleyen bir cevaptı.  Ben anlamamıştım.

Babam eski nesildi; hani evden hiç bir şeyi attırmayan. Manevi ya da maddi bir değeri olduğu için değil.. bilmiyorum, belki de ‘lazım olur’düşüncesiyle. Birgün gerçekten boş bir odaya ihtiyacım olmuştu. Ardiye gibi bir odamız vardı. Çağırdım eskiciyi, al götür bunları dedim. Eski bir somya vardı (eskiden baza yerine geçerdi, üzerine pamuk şilte konan yaylı yatak), o da gitti. Fark edince nerede o dedi. Attım dedim. Bir nevi tepkiyle. Sustu. Sonra hep sustu. Ölünceye kadar benimle konuşmadı. Belki önceden başka istemediklerini de yaptığım için. Belki bu son damlaydı. Yıllarca bunu anlayamamıştım.

İşte o tweet’in arkası.

Yorumunuz var mı?