Kısa öyküler

Boşluk

Beklenmedik bir emeklilikti. Bir anda hayatı bitmişti.

**

Yıllarını kamuya vermişti.

Annesi babası da öğretmendi. Değerleri vardı; o değerlerin içinde yaşayarak büyümüştü. Normali buydu; kendinden önce onlar için yaşamak.

Talepsiz bir yaşamı olmuştu. Hırslar, kıskançlıklar, hedefler olmayan bir yaşam. Çocukluk günlerinden kalan en büyük iz, uçsuz bir tevekküldü. Olanla yaşam sürer, olmayan sorgulanmazdı.

Âna tutku.

Kendi yaşamı da onların devamıydı. Öğretmenlik dışında bir iş yapamazdı. Nefes almak gibi.

**

İşine adanmış yılları, mezun ettiği dönemlerle hatırlardı. İlkokuldan mezun edip veda ettiği çocuklarının yüzleriyle, isimleriyle.

Kızı evlenmişti. Başka şehirdeydi.

Eşi birkaç yıl önce onu bu Dünya’da bırakıp göçmüştü.

Sadece sınıfı vardı artık. Çocuklar. Yaşamının ortasındaki o sınıf. Tek bağı.

Ne olduğunu bile tam kavrayamadığı nedenlerle birgün kamu görevin bitti, git demişlerdi. Başka görev yok.

Günlerce evde oturdu. Kızı arada bir arıyordu, gel bize baba diye. Hep geçiştirdi. İstemedi. İçine düştüğü büyük boşlukta kendini nereye koyacağını bilemedi.

İstediği, bir yere sığınmak değildi.

**

Evin perdeleri çok uzun zamandır kapalıydı. Komşuları, kızına gitti zannetmişlerdi. Kızı ona ulaşamayınca anladılar.

Kapısını açıp girdiler.

Yatağı yapılı, üzeri kapalı. Buzdolabında çok az şey. Her şey temiz, düzenli.

Yoktu.

Telefonu masanın üstünde. Pili bitmiş.

Kızı biraz şarj edip son aradıklarına bakmak istedi. Ekranda bir müzik kalmış (*)

Bir daha ondan hiç haber alınamadı.

**

(*) Alperen Bayar’a çok teşekkürler. Müziği öyküm için o seçti, temiz bir kayıt yaptı, linkledi.

Yorumunuz var mı?