Kaizen BPR’a karşı: Biz hangi taraftayız?

Öylesine bir tweet yazmıştım Kaizen bize uymaz diye. İtirazlar, neden diye soranlar oldu. Öyle mi? Kudurttunuz işte. Bu yazı öyle doğdu. Bir defa her zamanki yöntemimle bu ikisinin ne olduğunda anlaşalım. Sonra tartışırız bizim kültürümüzün neresinde olduklarını.

Kaizen dersi vermek haddime değil, sadece hatırlayın. O sadece bir kalite iyileştirme sistemi değil, bir yaşam felsefesi. İçindeki ‘zen’ ondan. Temeli insanların aklına değer verme ve göreve saygı. İşçilerin gönülden inanması ve katılması şart. Bakın Kaizen, bir Türk patronu zıplatacak başka neler söylüyor (bam telini gıdıklayacak olanları özellikle seçtim). İşçi-üst yönetim işbirliği olmak zorunda. Mesela işçi üyelerin de olduğu karma Kaizen kalite çemberlerine özel bir oda tahsis edeceksiniz. Onların verdiği kararlara müdahale edemezsiniz. Dışarıdan patronun bile oy hakkı yok. O odada rütbe yoktur. Odada konuşulan odada kalır. Sürdürülebilirlik adına süreçler, sonuçtan daha önemli, bu nedenle kararlar her zaman işletme kârlılığına yönelik olmayabilir, kök sorun neyse odur. Gemba (üretimin yapıldığı yer) neredeyse kutsal sayılır; onun temizliği üretimin kendisi kadar önemli, çünkü yapılan işe duyulan saygının ifadesidir.

BPR ise (Business Process Reengineering/Sürecin Yeniden Yapılanması) 90 başlarında Amerika’da doğmuş bir fikir. Babası, MIT’in bir hocası olan Micheal Hammer. Aslında adı konmamış bir Kaizen protestosu. Mottosu “Don’t automate, obliterate”. Yani “Düzeltmeye uğraşma, sil baştan düşün”. Temeli pragmatizm. Hedefe ulaşmak için ne gerekiyorsa hemen yap der. Süreç, vardığı sonuç kadar önemli. Yıllardır hayatımızda olan değişim yönetimi denilen şey tam bu işte.

Şimdi bir durun, kültürümüzün göstergesi olarak yaşadıklarımızı düşünün. Bütün Cumhuriyet dönemi iktidarları İstanbul’un imarına nasıl yaklaştı? Milli eğitim sistemimiz kaç defa değişti? Zırt pırt çıkan bilmem ne paketleri, torba kanunlar yıkıp yıkıp yapmıyor mu?

Popüler değerlerimizin en bilindik olanlarını söyleyivereyim. Kısa vadeli düşünürüz. Ayrıntıdan sıkılırız. Hiyerarşiyi önemseriz. Görünmeyen kast sistemimiz vardır, alttakilerin düşüncesini sormayız. Muhakeme etmeyiz. Saygı gereği susarız.

Yani biz fikren ve kalben BPR’cıyız. Kaizen kulağımıza hoş gelse de bize Uzak Doğu kadar uzak. Uyarlanabilir bir şey de olmadığına göre bizdeki Kaizen’ler Kaizen değil aslında Kaizen zannettiğimiz başka bir şey.

Bunu demiştim.

Yorumunuz var mı?