Hard İK

Mazlum İK’cılar

Kurumlar İK’cısını ararken olayı kurbağayı öpecek prense döndürüyor.

İşi almak isteyen adaylar da, kendilerinden beklenenleri dolgu söz kabul edip dinlemiyor.

Sonrasında acemi genç evlilerinki gibi ilişki şoku yaşanmaya başlıyor: Ucu açık taleplerle, kifayetsiz küçük dünyaların yüz yüzeliği!

Bu iletişim kazasından en olumsuz etkilenen İK’nın imajı ve ekmeğini kazanmaya çalışan birkaç masum insan. İK’nın, her kurumun içindeki misyonunu açıklığa kavuşturmak lazım. Bu misyon, iki uç arasındaki yelpazededir: özlük işleri sorumluluğu ile üst düzey stratejistlik.

Pragmatik sonuç: prensi unutun, yelpazenin üzerindeki doğru yerdeki İK’cınızı bulun.

Hard İK

Mutlaka bir başarı tüyosu isteyenlere

Bir zamanlar kilit pozisyonlarda, ismi herkes tarafından bilinen bazı kişileri yakından tanırdım. Şimdi uzaktan bakınca karikatür gibi geliyorlar ama onlar birer başarı öyküsüydü.

Mesela birisi düpedüz dış görünüşü ve teknoloji bilgisiyle demodeydi. Çok çalışırdı ama yavaştı. Bu kadar üst düzeyde olduğu halde onaysız adım atmazdı ve çok önemli bir özelliği vardı: sadıktı. Bütün beceriksizliğini mutlak bağlılığı dengelerdi. Bir başkası insan ilişkilerinde berbattı. Sistemsizdi. Darmadağınık çalışırdı; ne prosedür bilirdi, ne yönetim tekniği. Ama deli gibi inisiyatif kullanırdı. İş bitirirdi. Para kazandırırdı.

Bunları düşündüğüm zaman benden basit başarı formülü isteyenlere “Bir olumlu özelliğinizi çok keskinleştirin ki, öteki olumsuzluklarınızı taşısın” diyorum.

Hard İK

Duygu önden akıl arkadan koşar

Duygusal zihin, akılcı zihinden çok daha hızlıdır. Tepkisi, hızlı ve savruktur. Bu hız, analitik düşünmeye imkan tanımaz. Büyük ihtimal evrim içinde hayatta kalmak için anında karar verme zorunluğundan doğmuştur. Bu hızlı algılama, hız uğruna isabetliliği feda eder. Duygunun çağrışımlarında ‘neden-sonuç’ yoktur, ‘hayır’ yoktur.

Böyle zamanlarda akılcı zihin, duygusal zihni mutlak doğru kabul eder ve ona ters düşen hiçbir delili  hesaba katmaz. Ancak duygular daha uzun süre içimizde kalırsa ruh halleri olarak devam ederler ve artık ilk andaki gibi davranışları etkileyemezler (Daniel Goleman, Duygusal Zeka, 1995). İşte bu, kavga-tartışma anlarını neden atlatmak gerektiğini açıklıyor.

Hard İK

Doğru ücret var mı?

Hayır! Bence eşyanın tabiatına aykırı çünkü ücret skalasının içinde çok fazla değişkenin bulanık mantıkla (fuzzy logic) etkileşimi var.

Ücretlerin kişiselleştirilmesi ütopyasından değil de, “iş bağlantılı doğru ücret aralığı”ndan bahsedebiliriz. Bu, kuruma özel bir algoritma geliştirmek demektir. Yani önem atfedilen kriterlere göre işlerin sıralanması.

Ben buna ücretin kuruma göre sosyal gerçekliği diyorum.

Hard İK

Meslek hayatımın en büyük hatası

En büyük mesleki hatam, yaptığım işin operasyonunu tek başıma yapacak kadar bilmemektir.

Biraz da tesadüflerle ben İK’ya ortasından girdim. Avukatlık yaparken eğitim, işe alma derken İK yöneticiliği. Özlük işlerini hiç yapmadım. Sonradan ne kadar anlamaya çalışsam da aklımda tutamadım. Ders gibi çalışmak bizzat sürekli tekrarlayarak yapmaya hiç benzemiyor. Hep bir bilene muhtaç oldum.

Kıssadan hisse: esnaf gibi düşünmek lazım, işin mutfağını bilen daha iyi yönetir.