Yetişkin eğitimi böyle yapılır

Atla deve bir bilgi değil, androgoji (yetişkin eğitimi bilimi) bilgisi bunlar. Lunapark tarzı eğitimlere tepkimden yazıyorum. Baştan diyeyim de..

1) Nasıl söyleyeyim, yetişkinler başkalarını çok umursar. Maslow’un piramidine kadar girmiş bu zaaf, açıklamam gereksiz. Eh eğitimler de rezil olmak için bire bir. O zaman ilk koşulumuz katılımcıların kontrol edebildiği bir ortam. Eğitmenin değil. Bu, düpedüz yapmacıksız samimiyet demek. Eğitmenle dostluk, eşitlik demek. Sohbet ortamı demek. Eğitmenin beden dili, ses tonu demek. Fakat asla eğitmenin stand up yeteneği değil. Kes-yapıştır espriler demek değil. Politikacı tarzı popülizm değil. Kısacası yapay olan hiçbir şey değil. Mesela bir eğitmen sabah eğitim öncesinde notebook’undan müzik çalıyordu; evet ama yetmez.

2) Yetişkinlerin başının dertleri vardır. Eğitime tam da o sebep yüzünden gelmişlerdir veya gönderilmişlerdir; ondan bahsetmezseniz ağzınızla kuş tutsanız boşuna. Hatta buradan yola çıkarak ben hep şunu derim: Yetişkin eğitimlerinin konusu her şey olabilir. Müfredat mantığı burada sökmez. Farzedin hasta doktora derdini anlatıyor, ona genel tıp bilgisi mi vereceksiniz?

3) Sebebine şimdi girmek istemiyorum ama yetişkinlerin soyut kavramları somuta indirgeme becerisi dumura uğramış vaziyette. İstediğiniz kadar iyi açıklayın, kendi ihtiyaçlarıyla ilişkilendiremezler. O zaman çare, onların yaşadıklarının üzerinden anlatmak. Ön araştırma bile şart değil, fırsat verin, sınıf ortamında onlar söyler. Ne anlatmak istiyorsanız, onların gerçek yaşadıklarının üzerinden anlatın. O zaman algılarlar, tartışırlar, farkında olmadan öğrenirler.

4) Ve pek de önemli olmayan sonsöz. Pilleri çok az, uzatmayın. Hepimiz yorgun ve yaralı insanlarız. Uzun dersler dinleyecek halimiz yok. Bir yetişkin eğitimi kemiksiz et olmalı. Gereksiz her şey ayıklanmış olmalı. Not: Bu arada benim sorunum da, eğitim yöneticilerine, eğitim süre biriminin gün değil saat olması gerektiğini anlatamıyorum. Neyse şimdi konu bu değil.

Eğitim değerlendirme formlarındaki şu fetiş sözcük var ya, ‘Hiç sıkılmadım, çok eğlenceliydi’ diye.. Demem odur ki, ona ulaşmanın yolu az düşünme isteyen oyunlardan değil, tam aksine daha çok düşündürmekten geçiyor. Yani yanlış yoldayız, zor yol daha makbul.

Yorumunuz var mı?