Egebank anıları

1998.

Bildiğim, tanıdığım bir yer değildi. 1930’ların, gerçekten Ege’ye ait naif bankası sonraları Bayraktar-İhlas’ın olmuş. Onlar da Cumhurreis’in yeğeni Murat Demirel’e satıvermişler.

Yeğen Demirel bankacı falan değil. Tam bir müteşebbis Türk tipi iş adamı. Önceki işi kereste ticareti. Boğaziçi’li.. aslında modern bir tip.

Büyükçe bir eğitim projesiyle girmiştim içlerine. Duymuş, ya da bahsetmişler, tanımak istemiş, kendimi kişiye özel İK danışmanı olarak buldum. Dalga geçmiyorum, gerçekten yaptığım adı konmamış iş buydu. Karşılıklı İK temalı sohbetler etmek. İsimler yok ortada, her şey şifreli, ‘şöyle geçmişi olan birisi, bu işi başarır mı?’ gibi çıldırtıcı sorular.

Galiba misyonum, aklına koyduğunun hızlı sağlamasını yapmaktı. Uymuyorsa, duymuyordu zaten dediğimi.

En çok hatırladığım hız ve sınır tanımazlıktı. Dikkat edin, içinde yaratıcılık olan bir şeyden bahsediyorum. Hayal edemeyeceğiniz bir iş bitiricilik. Yasa, etik, tabii onlar konu değil.

Birgün, yeni bir projeye giriyoruz dedi. Almanya’da çok küçük para toplama şubeleri açacağız. Kiosk gibi (büfemsi?). En fazla 2-3 personeli olan. Gurbetçilerin ayaküstü para yatırabileceği yerler. Buralarda çalışacak olanlar da bizimkilerin Almanya’da doğup büyümüş nesli olacaktı.

Demişti ki, hemen Almanya’ya git ve seç onları!

Galiba eve gidip çanta hazırlayacak vaktim olmuştu.

Onlarca aday görmüştüm. Hatırladığım, bazılarıyla tam konuşamamıştık, çünkü Türkçe’leri yetmiyordu.

Casting ajansı gibi çalışmıştım.

Sonra ne mi oldu?

22.12.1999’da bu öykü de bitti. Bankaya el kondu.

Sonrası malum. Davalar, bankanın Sümerbank ve Oyakbank’a dönüşmesi.

Boş kubbede bana kalan, ‘ben ne yaşadım şimdi’ duygusu. Ve hâlâ şaşkınlık.



Yorumunuz var mı?