İş birliği

Danışmanlıkta büyük projeler olur. Az kişiyle yapılacak ya da tek disiplinle halledilecek iş değildir. Geçici iş birlikleri yapılır o zaman.

Böyle bir şey önerdiler bana. İç güveysi girmiştim aralarına. Hatta dediler ki, müşterimiz şirketin CEO’su üst yöneticilerini de alıp gelecek görüşmeye, o gün mutlaka bulunmalısın.

Tam kadro gelmişlerdi. Bizim taraf da az değil. O akşamüstü ofiste oturacak sandalye kalmamıştı. İyi ağırladık ama.

Başladık çalışmalara.

Spesifik bir talepleri yoktu. Hedef; anlamak, ihtiyaçlarını belirlemek ve raporlamaktı.

Çıkarttım antenlerimi.

Olayı hızlı gördüm zaten.

Çok uluslu bir yapıydı. Bunun gibi yerlerde herkes geçicidir. Nöbeti alırsın ve verirsin. CEO, farklı bir CEO’dur. O ülkede şirketin emanet edildiği kişidir, sistemi değiştirmesi istenen bir kişi değil. Neredeyse şunu derler ona; fazla kurcalama, bir yerini bozma, bir şey yapmadan sor, yetkilisin ama değilsin de, senden büyük sistem var.

Mesela sorunların bir kısmı yazılımla ilgiliydi, onu da değiştiremiyorduk çünkü merkez ülke onu uygun bulmuştu. Bütçeye uyum zorunluğu neredeyse kutsallarıydı. Ve en önemlisi, kimseye aferin iyi yönettin demiyorlardı, hedefinin neresindesin, riskli bir parasal işlem yapıyor musun diyorlardı.

CEO, bu kadar açık telaffuz etmeden bizden şunu istiyordu: Beni aşacak şeyler istemeden, sessizce yapabildiğiniz iyileştirmeleri yapın işte.

Raporu bitirdik. Bir sürü vıdık vıdık iyileştirme, o kadar. Müthiş bir değişim yok.

Bizim iş ortağı bu durumu sevmedi. İşin büyük bir kazancı yoktu, rötuşlar ve yamalar vardı. Çekti kendini. Uğraşmıyacağım dedi.

Ona bir şey demedim ama bu durum beni rahatsız etmedi. Sürdürülebilir bir iş ilişkisiydi. Her şeyi konuşabileceğimiz, çözüme katılmaya hazır bir CEO vardı.

Ona bir mail yazdım. Birçok şeyi zamana yaymamız lazım, ucu açık olarak size destek olmaya devam edeceğim dedim.

Ara ara kesintilerle çalışmamız 10 yıldan fazla sürdü. CEO emekli oldu, hâlâ görüşüyoruz, arada buluşup kahve içiyoruz.

Böyle işte.

 

Yorumunuz var mı?