Mülakat süreci ( A La Ahmet)

Yöntemin adı önemli değil. Amaca ne kadar hizmet ettiği önemli. Adım adım tarifini veriyorum:

1- Önce cv okur-yazarlığınızı çok ilerletmeniz lazım. Hatta kendinize test uygulayın: 40 saniyede cv’de sormaya değer nokta bulma. O boşlukta ne yapmış? Niye sonraki firma öncekinden küçük ve prestijsiz? O unvan niye öyle muğlak? Hiç olmadı, o hobi nereden çıktı, ne düzeyde? Bu cv’ye göre zayıf olması gereken İngilizce nasıl orta? O işe girmenin öyküsü ne? Öyle nokta atış sorular olmalı ki, cv’nin tamamlayıcısı olmalı. Ve en önemlisi, bir daha cv’yi tekrar ettirmeyin. Asla yapmayın bunu. Acayip acayip sorulara da gerek yok; karşılıklı mülakat performansı arayışında değiliz. Beden dili okumaya da çalışmayın, kafalar o şablonlarla dolu, pek bir yere varamazsınız. Mülakatta cv’ye hiç değinmeyebilirsiniz bile, sadece eksik parçaları tamamlayacaksınız.

2- Bilmesi şart olan bir bilgi var mı? Bunun eğitimle bir ilgisi yok, çok spesifik bir bilgi parçasından bahsediyorum. Mesela raporlamada çalışacak birisinin Excel’de makro ve formül yazmayı bilmesi lazım. İK/özlükte çalışacak olanın SGK ve İş mevzuatını bilmesi lazım. Mülakatta resmen dümdüz mesleki sorular sormalısınız.

3- Çoğu kez şart değil ama bazı işlerde belli becerilerin aranması gerekebilir. Hemen tanımını yapalım. Beceri, zihinsel veya 5 duyusal olarak yapa yapa kazanılan yatkınlık/ustalıktır. Sunum becerisi, geçici hafıza becerisi, hızlı ve hatasız metin yazma becerisi gibi. Açıkçası bir İK’cı alıyorsam yüz ve isim hatırlama becerisine bakarım (belki sırf bundan elenmez ama büyük bir artı olur). Sekreter alıyorsam bir metin yazdırırım. Call center’cı alıyorsam telefonda sesini ve telaffuzunu duymak isterim.

4- Geldik en önemlisine: Tutumlar. Kurum kültürünün karakteristiklerini biliyor olmanız şart. Kıdem bir değer mi? Yıldızlar mı önemli, karınca gibi çalışan grup aidiyeti olan sessiz tipler mi? (yönetici lagalugasını saymam, gerçekten hangisi?) İlişkiler vahşi ve yıpratıcı mı, yoksa bürokratik bir ortam mı var? İşte mülakatçının ustalığı, adayda bunlara uyumlu tutumların varlığını çıkarsayacak cin sorular sormak. Bu, en yaratıcılığa açık bölüm. Mülakatın sanata dönüştüğü yer burası. Geçmişte sesini çıkarmadan katılan çırak mülakatçılarıma hep demişimdir, kendinizi en çok geliştireceğiniz alan ‘tutum eşleştirmesi’dir, buna kafayı kırın diye.

5- Vee son bölüm: Adayın itici gücü ne? (Saik diye bir karşılığı vardır, anlayamazsınız). Her bulgunuz mübahtır. Sırf parası için. Kurumun imajı için. Askerliğe kadar boş oturmamak için. Başka bir işe altlık olsun diye. Sadece geçim derdine. Evleninceye kadar çalışmak için. Bunu keşfetmeden adayı bırakırsanız işiniz yarım kalmış demektir. Ne yapıp edip bu bilgi bulunup çıkarılacak. Adayın seçiminde ‘majör’ rolü vardır. Yanlış anlaşılmasın, amaç elemek değil bile bile almak. Yukarıda saydıklarımın her biri makbul birer itici güçtür. Yeter ki bilin.

Söylemeye gerek kalmasaydı keşke ama kıl tüy birkaç operasyonel işi de Allah aşkına ihmal etmeyin. Mülakata alırken bekletmeyin. Sonrasında mutlaka sonuçtan bilgi verin. Davet ederken ve mülakatta işle ilgili bilgilendirin falan filan.

Sonsöz: Skype olayını çok geliştirin. Kişilik testlerinden vazgeçin, onun yerine spesifik amaçlı tutum envanterleri koyun. Panel mülakat yapmayın. Yöneticilere mülakat tekniği eğitimi aldırın. Stres yaratma gibi atraksiyonlar yapmayın. Mülakat ortamının fiziksel şartlarını bilin.

Çok önemli ve keyifli bir iş yapıyorsunuz. Hakkını verin hadi.

Yorumunuz var mı?