Zorla kişisel imaj

Bir zamanlar meşhur MT’lerimiz vardı.

Hani bankaların aldığı ‘management trainee’ler. Bir tür Hollywood rüyası gibiydi. Çok sıkı elemelerle seçileceksiniz, sonra müthiş bir 6 aylık eğitim, sonra yürü ya kulum.

Onlar bizim kıymetlimisss.

90’ların ikinci yarısı falan.

Geçmişte yaptığım, bildiğim bir konu olduğu için o günlerde odağım MT ve genel oryantasyon eğitimleriydi. Hem genel içeriğini tasarlıyordum, hem bazı konuları kendim veriyordum.

Birgün tanıdık eğitim müdürleri camiasından birisi çağırdı (rahmetli oldu şimdi). Dedi ki: “Bu genç çocukları müşteri temsilcisi olarak kurt müşterilerin önüne atıyoruz. Tamam, zekaları, bilgileri parlak ama hayat bilgileri eksik. Mesela havalı bir iş yemeğinde giyimde ya da siparişte faul yapıyorlar. Bunu onlara nasıl anlatırız? Nasıl hazırlarız o ortama?

Açıkçası bunu beklemiyordum.

Beklenen davranışlar deyince benim aklıma dinleme gelir. Takip gelir. Önceliklendirme gelir. Esneklik gelir. Ama yemekte doğru şarap seçimi gelmez.

Demedim ben anlarım bu işlerden ama kendim için diye. Peki, eğitimin içine sohbet gibi serpiştiririm dedim.

Çocukların ilgisini çekmesin mi? Derslerde ben hadi tamam bu kadar diyorum, hâlâ o öyle mi, bu böyle mi soruyorlar.

Duyuldu tabii, derste viski, brendi, şarap, yemek, giyim kültürü anlatıyormuş diye.

Sıkı durun.. şöyle istekler gelmeye başladı: Gel bizim müdürlere de anlat!

Hatta bir eğitim müdürü ‘ben bu eğitimin iç duyurusunu kişisel imaj olarak yapacağım, herhalde itiraz etmezsiniz’ dedi.

Birkaç yıl sürdürdüm. Baktım üzerime yapıştı, rahatsız olmaya başladım. Ben kim, kişisel imaj uzmanı olmak kim? Böyle piyasa işi şeyler beni bozar. Kestim. Vermiyorum artık dedim.

Neydi o film, zoraki turist miydi? 80’lerdeki meşhur film.. The Accidental Tourist.

Benimki de zoraki kişisel imajcı.

Yorumunuz var mı?