Zorlayarak iş yaptırmak şart mı?

Zorlama dediğim, durmadan nasıl gittiğini sorarak bunaltmak. Birçok yöneticinin temel çalışma tarzı olarak pek övündükleri bir şeydir. O kadar ki, bir başarı kriteri sayılır. Hatta cv’sine yazan genel müdür gördüm.

Yöneticiniz Fadıl takipte yani.

İşte bu yazının konusu, aynı durumu, karşı tarafın gözüyle incelemek: Bir işi yapmaya zorlanan ‘mağdur’un hissettikleri.

1’inci Sahne

Daima zihinsel denge ararız. İç tutarlılık adına, davranışlarımızı, tutumlarımıza uydururuz. ➡️ Devamlı dürtmeyi görev sayan yönetici, yakından takip etmezse işin unutulacağından ya da savsaklanacağından emin olduğu için, böyle yapması gerektiğini düşünür. Sürekli hatırlatılan da, bunun ne kadar rahatsız edici ve gereksiz bir şey olduğunu düşünür ve nasılsa yapacak diye ittirildikçe çalışır. Yani herkes, iletişimsizlikle bu gizli didişmeyi sürdürür.

2’inci Sahne

Bir davranışta bulunmaya zorlandığımızda, bazen isteyerek itaat ederiz. Bu da dengeli bir durumdur, çünkü kendimize karşı açıklanabilir bir gerekçesi vardır. ➡️ Üzerimizde bir sürü baskı var. Kariyer adına başarılı olma, performans, iş ortamı ilişkileri.. hepsi aynı kapıya çıkar: Düzen bu, kabul et ve çalış.

3’üncü Sahne

Zorlamak, bazen de kamufle edilir. Öyle gizlenir ki, zorlama gibi görünmez. Düşünce alternatifleri vererek.. O davranışın sebep-sonuç ilişkisini açıklayarak.. Ya da o davranışı elde etmek için ne kadar kararlı olduğunuza inandırarak..

O zaman zihnimizde bilişsel bir çelişki doğar: Neden istemiyorum ki? Savunma mekanizmamız çalışır. Beklenen davranışı ‘mantıkileştiririz’ ve kendimize açıklamanın bir yolunu buluruz.

Yani, kucağımıza verilen davranışı ‘benimseriz’.

Buna, davranışa gerekçe bulma ihtiyacı denir (Daha fazla araştırmak isteyenler #Festinger, #Theory of cognitive dissonance). ➡️ İşte zurnanın zırt dediği yer.

Şu son açıklama, benim gözümde, modern yönetimin özetidir: İnsanların davranışları üzerinden, aslında tutumlarını yönetmek. Ya da kendi istekleriyle, kendi mekanizmaları üzerinden, rahatsız etmeden yönetmek.

Madem ki insanlar, kendileri karar verdiği zaman, bilişsel çelişkiye düşmemek için, tutumlarını yeniden konumluyor (resetliyor), o zaman yönetim biliminin bütün odaklanacağı nokta bu çelişkiyi yaratmak olmalı.

Devamlı dürtükleyerek, ancak sürdürülebilir bir dürtme davranışı elde edilmiş olur. Ne yapmalarını istiyorsanız, onu düşündürtmenin yolunu bulmamız lazım. Başka türlü hayat geçmez.

Bu noktaya hemen gelinmiyor ama zaman içinde birbirlerini tanıdıkça üslup ayarıyla olur.

Ve Perde!

 

 

Yorumunuz var mı?