İş Hayatımdaki en’ler

Ayrıntılarını hatırlayabildiğim kadar.. Yapabileceğim en düz anlatımla.. Çalışmaya başladığım Ocak 1980’den beri..

İçim artık yaz dedi. Şimdi vakti geldi. Bunlar bende kalmasın.

Ne yazık ki açıkça isim, yer, zaman belirtemem.

EN KIZDIĞIM

İyi bir pozisyondayım. İşlerin çok yoğun olduğu olağandışı bir dönem. Bağlı olduğum üstle daha yeni çalışmaya başlamışız; birbirimizi doğru dürüst tanımıyoruz. Tarzı şu: Keskin bir zekayla ne istediğini az sözle anlayacaksın ve bir şekilde halledeceksin. Beyaz gömlekli, merdivenleri ikişer ikişer çıkan Amerikan yuppie’si tarzı. Eleştirileri asla kişisel değil ama bıçak gibi: Tek kelimeyle.. olmamış. Birgün gene bir şey istedi, bir saat sonra geldi tamam mı dedi. O an kaybettim kendimi. Dirseğinin üzerinden kolundan sıkarak kavradım, neredeyse ittirerek insanlardan uzaklaştırdım, yavaş sesle kulağına ‘kes sesini artık, sakın bana bir daha böyle gelip hesap sorma’ dedim. Sonra ne mi oldu? Sormadı ama asla mesafemiz kapanmadı. Sonuna kadar yabancı kaldık.

EN STRESLİ

Şirketin genel müdürlük binası taşınacak. İdari işler bana bağlı. Günlerce ayrıntılı plan yaptık. Taşınmanın ertesi günü yönetim kurulu başkanının sekreteri beni aradı: ‘Yönetim kurulu ve genel kurul karar defterlerinin olduğu koli kayıp’. Olay büyüdü. Yönetim kurulu başkanı beni çağırdı, idari işlerin başındaki o adamı hemen kov dedi. Düpedüz emir. Kimseye söylemedim. Gece boyu düşündüm ve net bir karar verdim: Hayır kovmayacağım. Ne pahasına olursa olsun gitmeyecek. Gerekirse ben giderim. Çünkü bu olayla onun ilişkisini görmüyorum, bilmiyoruz nasıl kayboldu. Bir hafta falan geçti. Her an, her türlü gelişmeye hazır bekliyorum. Kararımdan asla dönmeyeceğim. Birgün sekreter telefon etti, gayet sakin sesle buldum dedi. Özür falan da yok. Bu kadar. Konu sessizce kapandı gitti. O idari işler müdürü hâlâ bilmez bu olayı.

EN PİŞMAN OLDUĞUM

MT (management trainee) alıyoruz her dönem. Çok önem veriliyor onlara. O kadar ki, tek tek mülakatlarla her birine kişiye özel kariyer planları yapılıyor. Şeker bir kız vardı. Derslerde ilgisiz ama sempatik, iletişime açık. Sınavlarda yetecek kadar not alırdı. Sınıftaki öteki manyak parlak tiplerin yanında iddiasız. Dönem sonu  tayin zamanı bana şöyle bir şey sordular: İçlerinde ortamın kültürüne uymayan var mı? (ya da kim gelecekte ayak uyduramaz gibi deli saçması bir şeydi). Çok düşünüp o kızı söylemiştim. Hemen gönderdiler. Benim yüzümden. Ortada hiçbir sebep yokken. Sırf gelecekle ilgili bir spekülatif varsayım yüzünden. Hâlâ aklımdadır. Çok özür dilerim ondan.

EN HIRSLANDIĞIM

Yakın zamanlar. Bugünkü halim. Bir genel müdür benden danışman olarak genel bir yönetim check-up’ı istedi. Hatta araba, şoför ve sekreterini tahsis etti. Günlerce çalıştım. Onlarca görüşme/inceleme yaptım. Bu esnada şirketin İK’cısıyla da uzun uzun konuştuk. Bana bir sürü gıcır klasör gösterdi. Kendi başına oturmuş bütün prosedürleri yazmış. Ben de daha sonra, olur mu böyle kendi başına yazmak diye gayet örtülü bir tweet attım. Kimsenin haberi yok prosedürlerden. İki gün sonra şirketin sahibinin yalısında brifing vereceğim. Tam vaktinde gayet şık gittim (benim için istisnai bir durumdur). Toplantı saatı geçti, yapayalnız bekliyorum odada. Sonra bir hizmetli geldi, toplantı iptal edildi, beyefendi sizinle görüşmeyecek dedi. Meğerse İK’cı kızımız patrona benim tweet’imi şikayet etmiş, o da beni afaroz etmeye karar vermiş. Yaa işte böyle.

Başka zaman belki gene devam ederiz anılara. Daha çok var bende.

Hadi ben kaçtım.

Yorumunuz var mı?